Kanye West film çekmeyi planlıyor

Kanye West film çekmeyi planlıyor

Ünlü rapçinin ekibi Abu Dhabi, Dubai ve Katar yönetimleriyle filmin prodüksiyonu için yazışmalara başlamış. Kanye West film projesinin detaylarını henüz açıklamadı ama tahminlere göre Kanye West’in amacı Orta Doğu’daki yaşam tarzını anlatmak ve doğuya karşı olan yanlış anlamaları ortadan kaldırmak.

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Madonna’nın İstanbul konseri kesinleşti

Madonna’nın İstanbul konseri kesinleşti

Daha önce İstanbul’da konser vereceği açıklanan Madonna’nın 7 Haziran 2012′de TT Arena’da sahneye çıkacağı kesinleşti.

Yıllardır beklenen ve şehir efsanesine dönüşen Madonna’nın İstanbul konseri sonunda resmi olarak da açıklandı.

Daha önce, pop ikonunun bu yaz Türkiye’ye geleceği belli olmuş ama resmi sitesindeki programda İstanbul yer almamıştı.

Şimdiyse Madonna’nın sitesinde yer alan 2012 Dünya Turu programında 7 Haziran 2012′de İstanbul, TT Arena’da sahne alacağı kesinleşti.

Müziğin yaşayan efsanelerinden Madonna’nın konserinin şimdiden 2012′nin en önemli olaylarından biri olacağı kesin.

İLK VE TEK KEZ 1993′TE GELDİ

Popun kraliçesi Türkiye’ye ilk ve tek kez 1993 yılındaki The Girlie Show Tour ile geldi. İstanbul’daki konserde Yonca Evcimik ve Kenan Doğulu ön sanatçı olarak çıktı.

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

‘Bir Avuç Deniz’e ABD’den üç ödül

‘Bir Avuç Deniz’e ABD’den üç ödül

Engin Altan Düzyatan ve Berrak Tüzünataç’ın başrolünde oynadığı ‘Bir Avuç Deniz’ filmi, 2012 Los Angeles Film Festivali’nden 3 ödülle döndü.

Film, ‘Mükemmellik Ödülü’ ve ‘En İyi Üretim Tasarım’ ödüllerini aldı.

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

İsmail Ateş New York’ta sergi açtı

İsmail Ateş New York’ta sergi açtı

New York Başkonsolosu Levent Bilgen ve eşi Ayşe Bilgen’in, serginin açılışı nedeniyle Türkevi’nde verdiği resepsiyona, New York ve çevresinde yaşayan çok sayıda Türk’ün yanı sıra, Amerikalılar da ilgi gösterdi. Ateş, resepsiyonda gazetecilere yaptığı açıklamada, ‘Evren Tasarımları 2010-2011′ adını verdiği serginin, yaklaşık 10 yıldır üzerinde çalıştığı dizisinin son halkası olduğunu belirterek, resimlerin sayı ve boyutlarını Türkevi Galerisine göre seçtiğini dile getirdi. Toplam 13 eserin yer aldığı sergide, eserlerindeki canlı ve kontrast renkleri ile dikkat çeken Ateş, resimlerini yaparken kendi iç dünyasını yansıttığını, ancak sanat eleştirmenlerinin eserlerini Selçuklu ve Osmanlı mimarisinden etkilendiği değerlendirmesi yaptıklarına değinerek, şöyle dedi:

‘Benim doğrudan böyle bir amacım yok, tabii insanın içinde yetiştiği kültür, sonuçta istem dışı da olsa onu biçimlendiriyor, etkiliyor. Doğal olarak benim de içinde yetiştiğim kültürden etkilenmiş olmam herhalde son derece normal ama eserlerimi oluştururken böyle bir kaygı gütmüyorum, bu kendiliğinden olan bir şey’ diye konuştu.

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Da Vinci’nin çantası

Da Vinci’nin çantası

İtalya’nın Floransa kentindeki Gherardini Modaevi, Rönesans dönemine damgasını vuran Leonardo Da Vinci’nin 1497 yılında, “The Last Supper” (Son Akşam Yemeği) adlı yapıtını tamamlamaya çalıştığı sırada çizdiği çanta eskizinden esinlenerek çanta tasarladı. “Pretiosa” adı verilen çanta dana derisinden üretildi. Çantanın tasarım aşamasında modaevine danışmanlık yapan sanat tarihçisi Alessandro Vesosozi, “Leonardo çok sayıda moda aksesuvarı çizmiştir. Ancak bu çanta eşsizdir” dedi. Çanta mart ayında satışa sunulacak.

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Borusan Contemporary’den iki yeni sergi

Borusan Contemporary’den iki yeni sergi

Çağdaş sanatın İstanbul’daki yeni platformu Borusan Contemporary, İspanyol sanatçı Daniel Canogar’ın “Tarih Nehri” ve Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan yeni bir seçki; “Segment #1A” sergilerini Cuma akşamı gerçekleştirilen açılış kokteyli ile sanatseverlerle buluşturdu.

Haftaiçi ofis, hafta sonu çağdaş sanat müzesi olarak İstanbullular ile buluşan Borusan Contemporary’nin iki yeni sergisi 15 Nisan 2012′ye kadar, tarihle bugünün kesiştiği İstanbul Boğazı’nın en güzel yerinde ziyarete açık olacak.

Zamanın Girdabında Su ve İnsan İlişkisi: Tarih Nehri

İspanyol ‘yeni medya’ sanatçısı Daniel Canogar’ın ‘Tarih Nehri’ isimli sergisi 14 Ocak – 15 Nisan 2012 tarihlerinde Borusan Contemporary’de ziyarete açık olacak. Canogar, atık malzemelerden oluşturduğu eserleriyle dünyamızın doğal kaynaklarının yok olması tehdidine, atıkların çevreye verdiği zarara dikkat çekiyor. Küratörlüğünü New York Troy’da Deneysel Medya ve Performans Sanatları Merkezi’nde (EMPAC) Zaman Temelli Sanatlar bölümünün küratörlüğünden sorumlu Kathleen Forde’nin yaptığı sergi süresince Canogar, Borusan Koleksiyonu’na özel bir LED yerleştirmesi üzerinde çalışacak.Ortaya çıkan yapıt ilkbaharda sanatseverlerle buluşacak.

Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan bir seçki: Segment #1A

Yılın son günlerinde sanatseverlerle buluşan, küratörlüğünü Dr. Necmi Sönmez’in yaptığı Segment #1A sergisi, 15 Nisan’a kadar Borusan Contemporary’de görülebilecek. Segment #1 sergisinin devamı niteliğindeki sergi Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nda önemli bir yer tutan Ola Kolehmainen ve Manfred Mohr’un eserlerine yoğunlaşıyor.

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Şifahanede “beddua” yazılı kitabe

Şifahanede “beddua” yazılı kitabe

Osmanlı Devleti’nin sosyal devlet anlayışını en iyi yansıtan örneklerinden Edirne’deki Sultan II. Beyazid Külliyesi Şifahanesi’ndeki eczanenin kapısında bulanan ve üzerinde ”beddua” yazılı kitabe görenlerin dikkatini çekiyor.

15. yüzyıl sonlarında Sultan II. Beyazid tarafından dönemin sosyal devlet ve sağlık anlayışının bir yansıması olarak Edirne’de yaptırılan şifahane, batının akıl hastalarını dışladığı dönemde Osmanlı’nın su, müzik sesi ve güzel kokuyla ”akıl yoksunu kişileri topluma kazandırma mücadelesinin de bir simgesi” olarak değerlendiriliyor.

Tarihi kaynaklara göre, şifahanede 10 kişiden oluşan sazende grubunun haftada 3 gün verdiği konser, su sesi ve güzel koku, tedavi araçlarının başında geliyor, ayrıca tedavinin parasız olduğu şifahanedeki eczanede haftada 2 gün şehirdeki hastalara da parasız ilaç dağıtılmış.

Şifahane eczanesinden ihtiyacı olmadığı halde ilaç alanlar ya da ihtiyacı fazlası ilaç isteyenler için yazılan ”beddualı” uyarının yer aldığı kitabe ise Osmanlı Devleti’nin insan haklarına ve adalete verdiği önemin bir göstergesi olarak hala şifahanedeki eczanenin kapı üzerinde yer alıyor.

17. yüzyıl ortalarında Edirne’ye gelen ünlü seyyah Evliya Çelebi’nin de ilgisini çeken bu beddua ifadesinin yer aldığı kitabe, seyyahın ünlü eseri Seyahatname’de de yer alıyor.
        
“FİRAVUN VE KARUN’UN LANETİ ÜZERİNE OLA…”        
Evliya Çelebi, seyahatnamesinin Edirne gezilerine ayırdığı ve kentteki şifahaneyle ilgili anekdotları aktardığı bölüme, şifahanenin güzelliğini aktarıyor. Şifahanedeki eczaneyi de anlatan Evliya Çelebi, kitabede yazan kısmına eserinde şöyle yer vermiş:

”…Libase, kebabe, kaküle, zencefil, emleç, kebed, murabbanın ne kadar çok dağıtıldığının hesabını Allah bilir. Ama şifa yurdunun üst eşiği üzerine vakıf tarafından (sağlıklı olan adam bu ilaçlardan bir kırat alırsa hastalanıp Firavun ve Karun’un laneti üzerine ola) diye lanet yazısı yazılmıştır. Yapan ve vakfedene Allah rahmet eyleye vesselam.”
 
Hala 3 boyutlu görseller ve mankenlerle dönemin sağlık hizmetlerinin canlandırıldığı şifahanenin, eczane bölümünün kapısında yer alan kitabe, okuyanları o döneme götürüyor.
        
“ŞİFAHANE HEM MİMARİ HEM TIP TARİHİ AÇISINDAN ÖNEMLİ”        
Sultan II. Beyazid Külliyesi Sağlık Müzesi Müdürü Enver Şengül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, şifahanenin hem tıp hem de mimari tarihinde önemli bir yeri olduğunu söyledi.

Müze Müdürü Şengül, şifahanenin tıp tarihindeki önemini dönemine göre ileri tekniklerle tedavi yöntemleri sunulması, mimarideki önemini de merkezi planlı hastahanelerin ilk örneklerinden olması olarak özetledi.

Şifahanede hem tedavinin hem de ilaçların ücretsiz olduğunu aktaran Şengül, ”Evliya Çelebi’nin notlarından ve tarihi vesikalardan öğrendiğimiz kadarıyla haftada iki gün açılan eczaneden, ücretsiz olarak ihtiyacı olan halka ilaç dağıtılıyormuş. Tabii gelen hastalar israf yapmasınlar diye atalarımız eczane kapısına beddua ifadeli bir kitabe asmışlar” diye konuştu.

Şengül, Osmanlıca yazan kitabenin Türkçe’ye çevirerek eczane bölümünün girişinde sergilediklerini ve müzeyi gezenlerin de buna yoğun ilgi gösterdiklerini kaydetti.
        
MÜZENİN TARİHÇESİ        
1488 yılında yapılan, hastaların dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra müzik ve su sesiyle tedavi edildiği Sultan II. Beyazid Külliyesi, 1900′lü yıllarla birlikte kaderine terk edildi. 1984 yılında Trakya Üniversitesi tarafından devralınan külliye, restorasyondan geçirildikten sonra üniversitenin bazı bölümlerinin uygulama alanı olarak kullanıldı.

Daha sonra bu bölümler yeni yapılan binalarına taşınınca, tarihi mekan 23 Nisan 1997 tarihinde müzeye dönüştürüldü. Ruh Hastalarını Rehabilitasyon Derneğinin katkılarıyla 30 Haziran 2000 tarihinde de şifahane bölümü, psikiyatri tarihi bölümü olarak düzenlendi. Sanat yönetmenliğini Türkan Kafadar’ın yaptığı çalışmalarla düzenlenen, dönemin bütün özelliklerini yansıtan kostüm ve aksesuarla donatılan bu bölüme müzeyi gezenler büyük ilgi gösteriyor.

2004 yılında Avrupa Konseyi’nce ”En iyi müze” seçilen sağlık müzesi, 2007 yılında da Avrupa’nın en köklü müzelerinin buluşmasında ”En İyi Sunum Ödülü” aldı.

AA

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Çizmeli Kedi’den rekor!

Çizmeli Kedi’den rekor!

Çizmeli Kedi, 1,556,000 TL’lik haftasonu hasılatı ile Dream Works Animations’ın ülkemizdeki en iyi açılış hasılatına sahip filmi olurken, vizyona giren tüm animasyon filmleri arasında da en iyi açılış yapan üçüncü film ünvanını elde etti.

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Ahmet Hamdi Tanpınar anılıyor

Ahmet Hamdi Tanpınar anılıyor

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Abdullah Uçman, araştırmacı yazar Mehmet Kâmil Berse ve Türk Edebiyatı Dergisi Yazıişleri Müdürü İlyas Dirin’in konuşmacı olarak katılacakları “Bâbıâli Sohbetleri” çerçevesindeki toplantı, Timaş Kitap Kahve’de bugün saat 18.00′de başlayacak. Toplantıyı edebiyatçı Nur Özmel Akın yönetecek.

İHA

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk

KGB’nin 300 yıl yasaklı kitabı Türkçe’ye çevrildi

KGB’nin 300 yıl yasaklı kitabı Türkçe’ye çevrildi

Kitabın yayımcısı Can Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Zeynep Çağlıyor, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yazarın, Stalin rejimi altındaki Sovyet Rusya’da yaşananları, yüzyılın en büyük muharebelerinden biri olan Stalingrad savunması sonrasında parçalanan bir ailenin öyküsü üzerinden anlattığını söyledi.

Stalin döneminin ardından yaşanan yumuşamayla birlikte yazarın ”Yaşam ve Yazgı”nın basılabileceğine inandığını ifade eden Çağlıyor, Sovyet Rusya gizli servisi KGB’nin 1959 yılında tamamlanan eseri, ”Sistem için bir atom bombası” olarak tanımladığını ve romanın basımına 300 yıllık bir yasak getirdiğini kaydetti.

KGB ajanlarının o dönem eseri yok etmek için daktilo şeritlerinden karbon kopya kağıtlarına kadar yazım aşamasında kullanılan her şeye el koyduğunu belirten Çağlıyor, ”Ancak KGB ajanları, 1200 sayfalık dev eserin iki kopyası olduğunu fark etmiyor. Grossman, 1964′te ölüyor. 1970′lerin sonunda Almanya’da Grossman’a ait birtakım parçalar ortaya çıkıyor. Daha sonra kitap, yazılışından 21 yıl sonra Saharov’un vasıtasıyla ilk kez İsviçre’de yayımlanıyor” dedi.

”Yaşam ve Yazgı”nın 1989 yılında Rusya’da, ardından da Avrupa ülkelerinde basıldığını ifade eden Çağlıyor, kitap satışlarının hemen patlamadığını, okurların kitabın farkına zamanla vardığını ve bugüne kadar Avrupa ülkelerinde kitabı 1 milyondan fazla kişinin okuduğunu söyledi.

Çağlıyor, günümüz edebiyatının 19. yüzyıl edebiyatı gibi üretken olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Edebiyattan bahsediyoruz ve bu çapta bir edebiyattan bahsediyoruz. Bütün dünyada ciddi edebiyat arayışı içerisindeyiz. Kitap, bir taraftan Stalingrad savunmasında Rus insanının nasıl kahramanca savaştığını, diğer taraftan da savaşın ardından Sovyet rejiminin o cephede oluşan birlik, beraberlik ruhunu ve umudu kısa sürede nasıl yok ettiğini, insanları nasıl darmadağın ettiğini anlatıyor. Ben iftihar ederek yayımladım.”

“20. YÜZYILIN ‘SAVAŞ VE BARIŞ’I”
İlgi alanı olması nedeniyle 20. yüzyıl tarihine ilişkin pek çok kitap okuduğunu belirten Çağlıyor, şöyle konuştu:

”Yaşam ve Yazgı, edebi diliyle ve edebiyata katkısıyla gerçekten büyük bir eser. İkinci Dünya Savaşı adını verdiğimiz o dönemi, cephedeki askeri de evinde otururken tepesine bomba yağan insanı da imha kamplarında ölmekte olan Yahudi’yi ve Çingene’yi de savaşın ardından yerle bir olan ülkelerde yıllarca kendini toparlamak zorunda kalacak olan sivil halkı da düşünürsek; böylesine global bir felaketi hem bu kadar iyi bir şekilde dile getiren, hem de o dönemi ve sonrasını bu kadar umutlu bir dille ele alan kitap bulunması kolay değil. Onun için edebiyat çevreleri bu kitaba, ’20. yüzyılın (Savaş ve Barış)ı diyor. Yani epik bir hikaye, çok görkemli bir roman. Çok kahramanlı, bütün kahramanlar o dönemin hikayeleriyle iç içe geçiyor. Tabii yazarın başına gelenler de eseri daha değerli kılıyor. Çünkü o kitabının yayımlandığını görmedi, bilmiyor. Aslında dünyaca ünlü savaş muhabiri olan Vasili Grossman, önce rejim yanlısı bir yazarken, Sovyet rejiminin manzarası karşısında yavaş yavaş muhalife dönüşüyor. Zaten o nedenle de cezalandırılıyor. Ancak bu kitap, bir rejim karşıtının, bir savaş karşıtının elbette ama her şeyden önce bir insanın gözüyle her tür baskı rejimine, her tür totaliter rejime ve insanı oradan oraya savuran her tür haksızlığa karşı duran bir adamın gözüyle yazılmış bir eser.”

Kitabı annesine ithaf eden yazarın kendi annesiyle yaşadıklarını olduğu gibi kitaba aktardığını kaydeden Çağlıyor, o dönemde yazarla annesinin arasındakine benzer pek çok felaketin yaşandığını, bu nedenle kitabın kişisel bir hikaye olmaktan çıkarak, dönemin öyküsüne dönüştüğünü söyledi.

Çağlıyor, kitapta Grossman ile annesinin arasında geçen pasajı anlatarak, şöyle devam etti:

”Grossman Moskova’da yaşıyor, anne Ukrayna’da. Grossman annesini yanına aldırmak istiyor ama karısı buna pek yanaşmıyor. Grossman çok yumuşak bir adam. Anneyi yanımıza aldırdık, aldıramadık tereddütü sürerken Almanlar bölgeyi işgal ediyor ve Grossman’ın annesi Alman işgal bölgesinde kalıyor. Bu demektir ki önce bir gettoya kapatıldı, oradan da imha kamplarına götürüldü ve öldü. Tabii bu konuda Vasili Grossman kendisini asla affetmiyor. Hem annenin son mektubu, hem de annenin ölüme gönderilişi, gidişiyle ilgili pasaj inanılmaz. Çünkü kadın o trende ölüme götürülürken sahipsiz bir çocuk görüyor. O çocuğu evlat ediniyor. Son saatlerini, o çocuğun korkusuna ve acısına engel olmaya çalışarak geçiriyor.”

Çağlıyor, Türk okurunun karşısına ilk kez çıkan Vasili Grossman’ın okuruyla buluşması için yayınevinin ilk baskıya özel bir fiyat belirlediğini belirterek, ”Burada yayınevi, kar etmeyi bırakın, zarar etmek pahasına bunu yapıyor. Bu çapta bir yazar okuruna ulaşsın, fark edilsin diye 1200 sayfalık kitabı 3 bin adet bastık ve 49 TL’den satışa sunduk.”

AA

20 Ocak 2012
Okunma
bosluk
  • Page 1 of 2
  • 1
  • 2
  • >
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam