Dar giyecekler reflüye neden oluyor mu

Dar giyecekler reflüye neden oluyor mu

Yemek borusu boğazdan mideye kadar ilerleyen erişkinlerde ortalama 25 cm boyunda tüp şeklinde bir organdır. Görevi gıdaların ağızdan mideye nakledilmesidir. Mideyle birleştiği yerde yani alt ucunda buradaki kas yapılarının özelleşmesiyle ortaya çıkan ve normalde kapalı olan bir çeşit kapak sistemi bulunur. Sadece gıdaların mideye geçişi sırasında açılmalıdır. Böylece gıdaların ve midede bulunan asit ve diğer sindirimden sorumlu maddelerin yemek borusuna geri kaçarak hasar oluşturması engellenir. Alt uçtaki bu kapak dışarıdan karın ve göğüs boşluğunu ayıran diyafragma tarafından sarılır. Böylece ikili bir engelle yukarı kaçış engellenir. Hatırlanması gereken bir nokta mide ve yemek borusu hücre yapılarının tamamen farklı olmasıdır.Eğer geri kaçış uzun süreli olur ve tedavi edilmezse yemek borusu hasar görür.

Reflüye neden olan faktörler:

* Mide fıtığı oluşması midenin bir kısmının diyafragmadaki küçük bir delik aracılığı ile karın boşluğundan göğüs boşluğuna yer değiştirmesidir. Genellikle uzun süreli reflü sonucu yemek borusunun kısalmasıyla mideyi yukarı çekmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Mide fıtığı bir kere ortaya çıktı mı kendiliğinden veya ilaçla düzelmez.Mide fıtığının en önemli nedenlerinden biride karın içi basıncının artarak (dar pantolon ve korseler) mideyi ve içeriğini yukarı doğru itmesidir.

* Yemek borusu alt ucundaki kapağın yetersizliği ve açık kalması.

* Yemek borusu kasılma bozuklukları.

* Dış faktörler: Alkol, sigara, ilaçlar, sıcak içecekler, aşırı yoğun içecek ve gıdalar, yaşlılık,dar giyecekler.

* Mide boşalımının gecikmesi: Gıdaların ve asidin midede uzun süre kalması kolay boşalamayan mideden yukarıya kaçmasına neden olabilir. Dar kıyafetler mide boşalımınıda geciktirir.

Dr. Sadi Rüştü Vural

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Obeziteden koruyor

Obeziteden koruyor

Bilim adamları, bebeklerde anne sütünden veya biberon mamasından katı gıdaya geçişte çocuğu kaşıkla beslemek yerine minik parçalar halinde verilen yemeği kendi elleriyle yemesinin, çocuğu şişmanlık ve obeziteden koruduğunu bildirdi.

İngiliz bilim adamları, sonuçları British Medical Journal’da yayımlanan araştırmalarında, ek gıdaya başlarken püre şeklindeki gıda kaşıkla verilen bebeklerin, önlerine konulan küçük parça halindeki gıdayı kendisi yiyen çocuklara oranla şişman olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu tespit etti.

Bilim adamları, kaşıkla beslenen bebeklerin ileride şekerli yiyecekleri daha çok sevdiğini belirtti.

AA

7 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Pamukçuk

Pamukçuk

Pamukçuk hastalığı nedir ?
Genellikle bebeğin doğumunun ilk haftasının sonunda kendisini gösteren bir dil ve ağız hastalığıdır.

Pamukçuk hastalığı neden ileri gelir ?
Mantar veya mantar sınıfından ilkel bir bitkiden ileri gelen bir hastalıktır.

Bu mantar nereden gelmektedir ?
Genellikle vajinasında hafif bir mantar hastalığı bulunan anneden. Çocuk rahimden çıkarken bu mantarla enfekte olur. Mantarın gelişmesi yaklaşık bir hafta sürer. Hastalık, ayrıca enfekte olan bir çocuğun kullanmış olduğu biberon başlıklarından da başka bir çocuğa bulaşabilir.

Pamukçuk ciddî bir hastalık mıdır ?
Hayır, çok rastlanan bir hastalıktır.

Pamukçuğun tedavisi nasıl yapılır ?
Mor kantaron (gentian violet) bir çubuğa sarılmış pamuk ile hafif hafif bebeğin ağız, dil ve damağına sürülür. Ayrıca mantara karşı bir ilâç olan «Nystatin» yine bu şekilde sürülebilinir veya bebeğe yutturulur.

Pamukçuğun tedavisi uzun sürer mi ?
Hayır. Bir hafta ile on gün arası bebek tamamen iyileşir.

Pamukçuk önlenebilir mi ?
Eğer annenin vajinasında ifrazat yapan bir mantar hastalığı olduğu bilinirse, doğumdan önce tedavi edilmesiyle önlenebilinir.

Hastanelerde bebeklere ayrılan bölümde bir bebekte pamukçuk görülürse bu bebek tecrit edilmeli midir ?
Evet. Böylece hastalığın öteki bebeklere bulaşması önlenir. Hasta bebeğin bakımında kullanılan bütün kap, çatal, bıçak ve kaşıklar da ayrı tutulmalıdır.

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Kalıtsal gırtlak stridoru

Kalıtsal gırtlak stridoru

Kalıtsal gırtlak stridoru nedir ?
Ses çıkaran bir solunum durumudur. Özellikle içeriye doğru nefes alınırken ve çocuk ağlarken had dereceye ulaşmaktadır.

Bu durumun sebebi nedir ?
Genellikle hançere etrafındaki dokuların, çoğunluka epiglotta, gevşek oluşundan ileri gelir.

Kalıtsal gırtlak stridorunun daha ciddî olan nedenleri de olabilir mi ?
Evet. Bazı hallerde hançerenin veya etrafındaki strüktürlerin kusurlu teşekkül etmiş olması. Solunum yoluyle içeriye alman yabancı maddeler, hançerede meydana gelmiş olabilen marazı teşekküller veya hançereye baskı yapan aort’un bir anormalliği, bunların hepsi bu hastalığa neden olabilir.

Gırtlak stridoru ilk nasıl görülür ?
Çoğunlukla doğumda ve bu durum çocuk oniki ilâ onsekiz aylık oluncaya kadar inatla devam edebilir; sonra kendiliğinden kaybolur.

Normal bir gırtlak stridoru için bir tedavi usulü gerekli midir ?
Hayır. Bu kendi kendini sınırlayan bir durumdur. Çocuk büyüyünce hançere etrafındaki gevşeklik düzelir.

Bu durumun daha ciddî deformiteleri nasıl tesbit edilir ?
Bir laringoskopla (boğaza sokulan aynalı âlet) hançereye bakılma. sıyle. Eğer doktor buyolda bir kist, bir perde veya bir başka tıkanma görürse bunu derhal tedavi edecektir.

Kalıtsal gırtlak stridorundan mustarip çocukların besisi için özel yollara başvurulmalı mıdır ?
Evet. Bu gibi çocuklar daha yavaş ve dikkatle beslenmelidir. Böylece solunum borusuna gıda maddelerinin girmesi önlenecektir. Bu gibi çocuklar bazen memeden veya biberondan gıdalarını almakta güçlük çekebileceklerinden, bunların kaşıkla beslenmesi gerekebilir.

Genel gırtlak stridoru vakası ciddî midir ?
Hayır. Anne ve babayı rahatsız edecek nitelikte olabilse de bu hastalık ciddî bir hastalık sayılamaz. Anne ve baba şunu bilmelidir ki bu hastalık ileride kendiliğinden iyileşecektir.

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

Bebek bakımı ile ilgili bilgiler

Hayatımızın en önemli varlıkları bebeklerimiz;
Yapacağınız doğru uygulamayla, bebeğinizi endişe duymadan yıkayabilir, hatta onun bun­dan zevk almasını sağlayabilirsiniz.

Özellikle sıcak yaz günlerinde bebeğinize sık sık yaptırmanız gereken banyoların kabus ol­maktan çıkmasını istiyorsanız, önerilerimizi mut­laka okuyun.

Nelere dikkat edilmeli?
Suyun ısısını kendiniz ayarlayın. Bebeği yıka­yacağınız ortamın yaklaşık 22-33 derece olması­na Özen gösterin. Bebeğinizi altını açıp, soyun. Gözlerindeki çapakları, burnunu, boynunu sıcak suya batırılmış bir havlu ya da pamuk ile sildik­ten sonra, yüzünü ve ensesini de temizleyin. Sonra kollarından kavrayarak küvet veya leğenin içine oturtun ve tutmaya devam ederek başı­nı yıkayın. Poposunu ve genital organını sıcak suya batırılmış pamukla temizleyin.
Havlusuna yatırıp sardıktan sonra kurulayıp, altını bağlayın.

Sudan Korkuyorsa?
Eğer bebeğiniz sudan korkuyorsa, onu sakın zorlamayın. Suya alışıncaya kadar, onu sıcak su­ya batırılmış bir havlu ile temizleyin. Tabii bu önerimiz, minik bebekler için geçerli. Bebeğiniz biraz büyükse fazla zorlamadan, banyo faslına birkaç gün ara vererek alıştırın. Bu arada günlük temizliğini, sabunlanmış ve sıcak suya batırılmış bir sünger ile yapın. Banyo sırasında ise çok az su kullanarak yıkayın. Eğer hala korkusu sürü­yorsa, oyunlar yaratın. Suyun içinde yüzen oyun­caklar işe yarayacaktır.

Gözleri yanmasın!
Bebeğin saçlarının yıkanması onunda hoşuna gidebilir, ancak gözlerine şampuan kaçmaması şartıyla. Ayrıca, bebeğinizin saçlarını yıpratma­mak için iyi bir şampuan seçmelisiniz. Eğer be­beğiniz başının yıkanmasından hoşlanmıyorsa, bir süre ara verip, tekrar deneyin. Hala saçının yıkanmasından rahatsız oluyorsa, elleriyle yüzü nü örtmesini öğreterek, gözlerini şampuandan korumasını sağlayabilirsiniz.

Bebeğiniz bakımı için
Ellerini ve parmaklarını sık sık temizleyin. Çünkü tırnaklar ve parmaklar, mikropların yer­leşmesi için ideal bir ortam oluştururlar.

Ayaklar
Bebeğiniz hareketlendiğinde ayakları hemen kirlenir ve çorabındaki iplikler parmak aralarına girer bu yüzden, ayak temizliğinde parmak ara­larını sakın unutmayın.

Popo
Bebeği yıkarken poposunun da yeterince te­mizlendiğinden emin olun sık sık altını kirleten bebeğin en temiz tutulması gereken bölgelerin­den biri de poposudur.

Ganital bölgeler
Önce ıslak bebek mendilleri ya da ıslatılmış bir pamukla bebeğin genital bölgelerini temizle­yin. Erkek bebeklerde ise penisi hafifçe arkaya çekerek temizledikten sonra, testislerin arkasını iyice temizleyin.

Kulak ve kulak arkası
Kulakların dış kısımlarını temizlemek için pa­muklu çubuk kullanın. Kulağın iç kısmını ise temizlemeye çalışmayın, zedeleyebilirsiniz. Kula­ğın içinde bulunan mumsu salgı, kendi kendine temizlenir. Kulak arkalarında kepeğimsi kabuk­lar oluşabilir. Bunları bebek yağı ile yumuşatıp ıslak pamukla temizleyebilirsiniz.

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Emzirmenin püf noktaları

Emzirmenin püf noktaları

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) ve ÜNİCEF, be­beklerin yaşamının ilk 4 ayında mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslen­mesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik ge­reksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin, Anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesi­ni ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzir­me, bebeğinizle sizin arasında sağladığı yakın te­mas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde, sütünüzün gelmesini beklemeden ve ke­sinlikle şekerli su vermeden, mutlaka onu emzir­melisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek, sütün yeterliliği açısından önem taşır .Çünkü sık emzir­meye bağlı olarak süt salgısında artık olacaktır. Bu nedenle, sütünüz henüz gelmemiş bile olsa, sık emzirmeye devam edin.

Kolostorun adı verilen ilk süt, protein bakımın dan oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum, sonraki birkaç gün içinde nor­mal anne sütüne dönüşecektir.

Kolostrum sıvısı, hamileliğinizin yedinci ayın­dan sonra sağlıyabilir. Bu aylarda dış altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bu­lunan koyu renkli kısım), baş ve işaret parmak­larıyla yapılacak kısa masajlar, süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.

Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün ol­duğu kadar dik bir pozisyonda kucağınızı alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın. Bebeğinizin, meme başını çevresindeki meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece, bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

İlk 6 ayda emzirme bebekte hayati önem taşıyor

İlk 6 ayda emzirme bebekte hayati önem taşıyor

Araştırmalarıma göre; ülkemizdeki annelerin sadece yüzde 2′si 6 ay boyunca emziriyor. Dün­ya Sağlık Örgütü (WHO), bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne sütü ile beslenmesini sağlıklı yaşam için şart koşuyor. Buna karşın ülkemizde hala ilk 6 ayda anne sütüyle beslenen bebek oranı yüzde 2. Her yıl ekim ayının ilk haftasında WHO, “Dün­ya Emzirme Haftası’nı kutluyor. Hafta boyunca anne sütünün bebek için ne kadar yararlı olduğu, çeşitli etkinlikler düzenlenerek anlatılmaya çalı­şılıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan bil­giler arasında en acı verici olanı ise, her yıl isha­le yakalanan 3 bin 500 bebeğin yeterince anne sütü almadığı için Ölüyor olması.

ülkemizde emzirmeyi teşvik etmek amacıyla kurulan Piyon Emzirme Çözümleri kurucusu Ar­zu üstündağ, 1980′li yıllardan itibaren bebeğini emziren anne sayısının giderek azaldığını belirt­ti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre sadece 200 anneden birinde gerçekten süt salgılama so­rununun olduğunu ifade eden uzmanlar,
“Annelerimizin asıl sorunu kaygı. Bebeğin aç kaldığı kaygısı, annede süt üretimini sağlayan oksitosin hormonunun durmasına neden oluyor. Böylelikle anneler emzirmekten vazgeçebiliyor” diye konuştu.

İlk 6 ayda emziren anne oranı
(ÜNICEF İSTATİSTİKLERİ)
TÜRKİYE – %2
ARNAVUTLUK – %6
CEZAYİR – %13
ERMENİSTAN – %30
MISIR – %57
HIRTAVİSTAN – %23
NEPAL – %69
FİLİPİNLER – %37
MAKEDONYA – %37
DOĞU AVRUPA – %9
ABD – %8

29 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Düşük sonrası kadın psikolojisi

Düşük sonrası kadın psikolojisi

Toplumların kültürlerinde anneliğe ve anne olan kadınlara verilen değer, statü ve kutsallık duygusu temel olarak üremeyi ve insan neslinin devamını sağlaması bakımından son derece teşvik edici bir tutumdur. Hamileliğin ne kadar kolay geçerse geçsin aslında ciddi anlamda fizyolojik ve psikolojik değişimler getirdiğini ve doğumdan sonra da farklı boyutlara ulaşmasıyla beraber önemli bir süreç olduğunu biliyoruz. Hamileliğin ardından kucağa alınacak minik bebek daha önceden kadın ve erkek olan rolleri bir anda anne baba konumuna yükseltecek ve eşler bebekle beraber çoğalmanın ve aile olmanın keyfini ve mutluluğunu yaşayacaklardır. Bütün bu duygu durumlarıyla beraber hamilelik döneminin bitmesini beklerken bazen her şey tersine döner ve hamilelik beklenmedik biçimde düşükle sonlanabilir.

DÜŞÜK VÜCUDUN BİR SEÇİMİ

Düşük, hamileliğin genellikle 20 haftadan önce kendiliğinden sona ermesi olarak tanımlanır ve hamilelerin % 10 ile % 25′inde düşük görülür. Aslında düşükleri vücudun bir seçimi, elemesi olarak görmek de mümkündür. Bazen sorunlu hamileliklerde annenin bedeni bu hamileliği sonlandırabilir. Ancak bazen ortada bir neden yokken ya da kaza, hastalık gibi beklenmedik durumlarda da düşük ortaya çıkabilir. Fizyolojik olarak sevimsiz ve sıkıntılı bir olaydır ama asıl sıkıntı psikolojik olarak yaşanır. Özellikle hamilelik süreci ne kadar ilerlemişse eşlerin yaşayacağı stres, hayal kırıklığı ve üzüntü o kadar yoğun olacaktır. Hamileliğin ilk haftalarında yaşanan düşükler de çok üzücüdür ama henüz tam olarak oluşmamış bir bebek olması nedeniyle genellikle daha kolay atlatılırlar. Ancak uzun tedaviler ve uğraşlar sonucu elde edilmiş bir hamileliğin ilk günü dahi olsa kaybedilen bir bebek, anne baba adayı için oldukça kötü bir deneyimdir ve hamileliğin ilerlemiş aşamalarındaki düşükler kadar can yakıcı olabilir. Ailenin yaşayan bir üyesini kaybetmiş kadar hüzünlü ve üzücü olarak algılanabilir. Bebeğin doğmadan kaybedilmesi her iki eşi aynı şekilde üzüyor olsa da daha ağır duygusal çöküntüleri yaşayanların kadınlar olduğu unutulmamalıdır. Kadınlar başlarına gelen böylesi üzücü bir duygu durumunda kendi kendilerini sorguluyor, eleştiriyor ve suçluyorlar. Yeniden çocuğu olmayacağını düşünen, umutsuzluğa kapılan bir çok kadın hemen önlem alınmazsa, travma sonrası stres bozukluğu ya da depresyon yaşamaya başlıyor.

Anne adayının bin bir hayal kurduğu, doğmadan geleceği üzerine planlar yaptığı bebeğini kaybetmesi tam anlamıyla bir travma etkisi yapıyor. Düşük yaşayan her kadın az ya da çok sarsılıyor. Kimi kadınlar durumu daha çabuk atlatırlarken kimi kadınlar ağır psikolojik sorunlar yaşayabiliyorlar. Durumun boyutunu belirleyen pek çok farklı etken var aslında:
-Kıymetli bebek olarak tanımlanan ve aşılama ya da tüp bebek yöntemleri gibi tedaviler sonucu elde edilmiş hamileliklerde,
-Anne adayının kendi sağlık sorunları nedeniyle hamileliğe izin verilmemesi veya başka hamileliklerin riskli olması durumunda,
-Kadının ileri yaşta olması ya da tekrar hamilelik şansının düşük olması halinde,
-Aile içinde ve eşler arasında gergin, çatışmalı bir ilişkinin varlığında,
-Anne adayının depresyon geçirmiş olması ya da ruhsal bazı problemlerinin bulunması durumunda, yaşanan bir düşük halinde ortaya çıkan tepkinin dozu artabiliyor.

Kadınların bebeklerini kaybetmeleri, bazen eşler arasındaki ilişkiyi de olumsuz şekilde etkiliyor. Özellikle kendine dönük suçlayıcı, öfke dolu, acımasız eleştirilerde bulunan anne adayı, düşükten dolayı kendisini ve kendi bedenini o kadar çok sorumlu tutuyor ki, eşini de kendisinden uzaklaştırıyor. Hiçbir teselliye ya da olumlu beklentiye izin vermiyor.

Yaşanan üzüntü nedeniyle ortaya çıkan stres ve depresif duygu durumu bazen aylarca sürebiliyor. Depresyon düzeyi, kadının yaşına, durumuna, hamilelik süresine bağlı olarak değişkenlik gösterse de, kadınlar düşük nedeniyle son derece olumsuz etkileniyorlar ve eğer belirtileri ciddiye alıp, tedaviye başlamazlarsa, sorun giderek büyüyüp kronikleşebiliyor.
Bebeklerini kaybeden ve bu olay nedeniyle depresyon gibi psikolojik sorunlar yaşayan kadınların durumu incelendiğinde ,

-Düşükten dolayı kendilerini suçladıkları,
-Duygusal dirençlerinin zayıf olduğu,
-Olaylara bakış açılarının olumsuz olduğu,
-Mücadele becerilerinin yetersiz olduğu,
-Genellikle ekonomik düzeylerinin ortalamanın altında kaldığı,
-Sosyal anlamda destek bulamadıkları,
-Düşükten sonraki bir yıl içinde yeniden hamile kalamadıkları görülmüştür.

Yine, düşük sonrası kadının yaşadığı sorunlara karşı duyarlı bir çevre, sosyal ve psikolojik destek, ilgili bir eş depresyonun olumsuz etkilerini azaltmakta ve kadının hayata daha sıkı tutunmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle yoğun kaygı, öfke, suçluluk, özgüven kaybı gibi duygular azalmaya başlar ve kaybın kişiselleştirilmesi durumu hafifler.

Düşük sonrası en belirgin durum yaşanan kaybın kişiye özelmiş gibi algılanmasıdır. Bu durum da zaten depresyonun ilk adımlarıdır. Dünyaya getirmeye hazırlandığı bebeğini kaybetmek, özellikle ilerleyen hamilelik dönemlerinde elbette son derece üzüntü verici bir durumdur. Normal olarak üzüntünün yaşanması gerekir ve bu dönem kısa süreli bir yas dönemi olmalıdır. Eğer aylarca süren bir üzüntü durumu yaşanıyorsa, profesyonel destek alınmalı, mutlaka tedavi yoluna gidilmelidir.

Hamilelikler her zaman sağlıklı doğumla sonuçlanmıyor maalesef. Hatta bir çok kadın hamile olduğunu bile anlamadan düşük yapıyor ve yaptığı düşüğü de fark etmiyor. Bu durum kadın vücudunun ve doğanın muhteşem bir dengesi aslında. Buna ‘doğal eleme’ deniyor. Genellikle bebeğin oluşumunda ve gelişiminde bir sorun olduğunda vücut normal dışı bir gelişim olması nedeniyle hamileliğin ilk haftalarında yanlış gelişen canlıyı yok ediyor.Bir çok anne adayı durumu fark etmediği için herhangi bir psikolojik sorun da yaşamıyor.Kadın bedeni sonraki hamilelikler için hazırlanmaya devam ediyor. Düşükler sonrasında hem anneyi, hem de yakın çevredeki bireyleri en zorlayan durum da bu oluyor. Anne adayı kendisine olan güvenini kaybedip, durumu tamamen kendi suçu ve sorumluluğu olarak görüyor. Olumsuz duygu durumlarının yol açtığı en önemli sorun tam bu noktada başlıyor. Bu kadar yoğun yaşanan düşük sonrası üzüntü durumu nedeniyle bilincinde olmadan, olası hamileliklerin de önü kesiliyor. Sıklıkla duyduğumuz ‘ sebebi bilinmeyen’, herhangi bir fiziksel soruna dayanmayan kısırlıkların bir çoğunun ardında anne adayının yaşadığı stres faktörü etkili oluyor. Stres ve özgüven kaybı nedeniyle kadın bir daha çocuğu olmayacağı ya da tekrar düşük yapacağı endişesi yaşıyor. Bu endişe durumu yeni hamilelikleri engelleyebiliyor.

Dolayısıyla düşük, sevimsiz bir durum olmakla beraber, her kadını ve her hamilelik sürecini tehdit eden bir sorun. Olayı kişisel mesele olarak görmekten çok sadece duruma özgü ve herkesin başına gelebilen, pek çok kadının yaşadığı ortak bir sorun olarak görmekte fayda var.

Bu kaygıyla yaşamak ve hayatı zorlaştırmak yerine, önceden önlemleri almak ve olayın derinleşip kökleşmesine izin vermeden yardım almak en sağlıklı yoldur.

Psk. Serap DUYGULU

21 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Kar körlüğüne dikkat

Kar körlüğüne dikkat

Türkiye’nin dört bir yanını etkisi altına alan kar yağışı beraberinde bazı sorunların yaşanmasına sebep oluyor. Özellikle karın ardından güneşin açması, önlem alınmazsa kar körlüğüne davetiye çıkarıyor. Kar körlüğünün güneşten gelen ultraviole ışınlarının kar ya da buzla kaplı alanlarda yansıyarak cilt yanığı gibi gözün kornea tabakasında çatlama oluşturabileceği ifade ediliyor.

Op. Dr. Haluk Talu, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı: “Gözde belirtiler güneşle temastan 6 ile 12 saat sonra başlıyor. İlk belirtisi gözde kum tanesi varmış gibi batmalar oluyor. Rahatsızlık, ağrı, ışığa karşı aşırı derecede hassaslaşma oluyor ve gözlerden sürekli yaş geliyor. Kapaklar istemsiz kasılıyor ve görme azalması yaşanıyor.

Kar körlüğünün etkisini birkaç gün içerisinde yitirdiğini belirten Talu, hastalığın tedavi edilmediği takdirde gözde yarattığı ağrılarının rahatsız edici boyutlara ulaşacağını dile getirdi. Talu, “Öncelikle gözün mümkünse tuzlu, suyla yıkanması ve yoğun göz yaşı tedavisi gerekiyor. Göz pansumanla kapatılabilir ya da göz kapaklarının üzerine soğuk kompres uygulanabilir. Ancak kesinlikle göz kapakları oluşturulmamalıdır.” diye konuştu.

Kar körlüğüne karşı alınacak en etkin önlemin yüzde yüz ultraviole koruyuculuğu özellikli güneş gözlükleri kullanmak olduğunu aktaran Talu, kar körlüğüne karşı şu uyarılarda bulundu: “Işık yansımasına çıplak gözle bakılmamalı. Gözlük olmadığı zamanlarda ise gözün karla temas etmesini önlemek için mümkün olduğunca etrafta bulunan koyu renklere bakılmalı. Ayrıca göz kuruluğu olduğu bilinen kişilerin soğuk havalarda gözyaşı tedavilerini ihmal etmemeleri gereklidir.

21 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Çocuklarda öksürüğün nedenleri

Çocuklarda öksürüğün nedenleri

Özellikle bahar ve kış aylarında bazı anne-babaların kâbusu olur çocuklarının inatçı öksürükleri. Hatta arkadaşlar ve komşular bile duruma el koyabilir: “Şu çocuğu bir de filanca doktora götürün!”

Medicana Çamlıca Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr Ali Şal; solunum yollarının bir korunma refleksi olan “öksürüğün” çoğunlukla basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun belirtisi olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Üst solunum yolu enfeksiyonudur”

“Okul mevsiminin başlamasıyla birlikte ayda 1-2 kez tekrarlayan, burun akıntısı, aksırık ve bazen ateşle birlikte başlayan kuru öksürük 5-10 gün içinde hafifler, ancak tam kaybolmadan yeni bir burun akıntısı ve aksırık belirtileri ile yeniden başlar, bu durum kış boyunca devam eder. Ebeveyn bu durumu iyileşmeyen bir akciğer hastalığı olarak yorumlayabilir. Hâlbuki her öksürük dönemi farklı bir solunum yolu virüsüne bağlı bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Bu dönemlerde hastanın muayenesinde orta kulak iltihabı, sinüzit veya zatürre gibi bir komplikasyon saptanmamışsa antibiyotik tedavisi gereksiz ve etkisizdir, hastalık süresini kısaltmaz, bakteriyel komplikasyonları da önlemediği gösterilmiştir.

Öksürük, 10 günden uzun sürüyorsa…

Bir viral üst solunum yolu enfeksiyon sırasında 7-10 günden uzun süren ve şiddetinde hafifleme olmayan öksürük, burun/geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı gibi belirtiler akut sinüziti, 10 günden uzun süren inatçı kuru ve şiddetli öksürükler aşısız bebeklerde boğmaca sendromunu düşündürmelidir. Her viral üst solunum yolu enfeksiyon sırasında veya sonrasında ortaya çıkan ve bazen nefes darlığı ile birlikte olan hışıltılı solunum, çocukluk çağı astımı veya hava yolu reaktivitesine yol açan mide-yemek borusu reflüsü gibi diğer hastalıkları düşündürmelidir. ‘Havlama sesine benzeyen’ boğuk sesle öksürük, ses kısıklığı, nefes almada zorluk ve/veya nefes alırken “ötme sesi” gibi belirtiler kurup sendromunu, en sıklıkla akut larenjiti düşündürür. Ateş, halsizlik, iştahsızlık, nefes darlığı, karın veya göğüs ağrısı, kusma gibi belirtiler zatürreyi düşündürmelidir. Bir viral üst solunum yolu enfeksiyon sırasında başlangıçta düşen ateşin birkaç gün sonra tekrar yükselmesi, öksürüğün sebat etmesi veya artması, veya nefes darlığının başlaması da zatürreyi hatıra getirmelidir. 15 günden uzun süren, geceleri artan ardışık şiddetli kuru öksürük nöbetleri özellikle 6 ayın altında ve 8 yaşın üstündeki bebek ve çocuklarda boğmacayı da düşündürmelidir.”

Dr. Ali Şal, inatçı ve sıra dışı öksürükleri olanların, özellikle çocukların %7-15′inde rastlanan çocukluk çağı astımı açısından çocuk alerji uzmanları tarafından değerlendirilmesinin uygun olacağı konusunda uyarıyor.

21 Ocak 2012
Okunma
bosluk
 Son Yazılar FriendFeed
reklam
reklam
reklam